Geçmiş yüzyıllarda, vadi ve tepelerde dolaşırken bir eşeğe rastladım; öyle ince, öyle cılızdı ki sağlığı için endişelendim.

“Ah, Eşek!” dedim, “Çok zayıfsın , çok üzgün, solgunsun; neden yemek yemiyorsun? Kör müsün? Şurada, işte şurada, tam şurada, solunda bir balya saman var -altın sarısı- ve birkaç adımla, tüm bir balya kolayca senin olacak.”

Ben konuşurken, eşeğin gözlerinin sağa sola nasıl kaydığını gördüm.

“Merhametli efendim” dedi Eşek, “Keşke her şey bu kadar kolay olsaydı. Doğrusu, solumdaki bir balya altın renkli, dolgun samanı rahatlıkla görebiliyorum; fakat anlamıyor musunuz? Sağımda aynı renkte ve aynı dol gunlukta, kesinlikle diğerinin aynı olan bir başka bal daha var.”

“Bu doğru” dedim, “Fakat bu da zayıf ve çok aç, zavallı sen için daha iyi, değil mi? İki balyan var, hangisini seçersen o senin akşam yemeğin olacak. İkisi de aynı çekicilikte değil mi sevgili Eşek?”
“Kesinlikle problem de burada, sevgili efendim” diye inledi Eşek, gözleri yine sağa sola kayarken. “İkisi de aynı özellikte, birbirinden ayıramazsınız. İkisi de aynı dolgunlukta, ağırlık ve boylarında, altın renklerinde, her şeylerinde birler. İkisi de benden aynı uzaklıkta duruyor.”

“Evet?” kafam karışmış ve şaşkına dönmüş bir biçimde ona baktım; çünkü kafam karışmıştı ve şaşkına dönmüştüm.

“Görüyorsunuz” diye iç geçirdi Eşek. “Birini diğerine tercih etmek için bir sebebim olmalı; ama sebebim yok. İki balya da eşit çekicilikte ve gerçekten eşit.”

Eşek’in durgun ve soğuk iniltisinden biraz yorulduğu için “İkisini de ye!” diye tersledim onu.
“Bana kızmayın, efendim. Ben makul bir eşeğim. nce hangisini yiyeceğime karar vermek için bir sebebe ihtiyacım var.” Anırırken gözle görünür bir biçimde aç ve güçsüzdü. “Sebepsiz hareket et” dedim.

“Efendim, rasyonel var oluşların eylemler için sebebe ihtiyaçları vardır. Yoksa onları ne motive edebilirdi?” dedi ve acınacak cevabı böylece gelmiş oldu.

“Açlık” diye fısıldadım; fakat bundan sonra Eşek’le akıl yürütmenin aptal olduğunu biliyordum. Yere düşüp olağanca zavallılığıyla anırmasına rağmen güzel ve dinç bir eşekti, ,şimdi nazikçe anırıyordu. İşlem düşünüldü. Yığınlardan birini getirip önüne koyacaktım, böylece birini yemesi için bir sebep olacaktı, diğer yığın da ondan biraz ötede kalacaktı ve hiç yürümeden kendine yakın olanı yiyecekti.
Gözlerim sağdan sola fır döndü ve birdenbire, hangi yığını alıp onun önüne koyacağıma karar veremediğimi fark ettim.

Hareketin bir yönü yerine, diğer yönünü seçmek için her zaman bir sebebe ihtiyaç duyuyor muyuz?
Ortaçağ’da yaşamış bir Fransız mantıkçısı olan Jean Buridan bu bilmeceyle bağdaştırmıştır; bu yüzden bu bilmece geleneksel olarak “Buridan’ın Eşeği” olarak bilinir. Buridan’dan yüzyıllar sonra Leibniz, onun yeterli sebep prensibini, yani “rasyonalitenin doruğu”nu daha da ileri sürdü. Yaptıklarımız da dahil olmak üzere her şey için yeterli sebep gereklidir. Tesadüfen Leibniz, prensibi, olmazsa olmaz bir varlığın yani Tanrı’ nın varlığını savunmak için kullanır. Tanrı’ nın zorunlu varlığı, alemin varlığını açıklayabilmek için yeterli olan tek sebeptir. Peki, Tanrı’ nın var olması için yeterli sebep nedir? İşte, o gerekli bir şekilde vardır ve kendisi, varlığının yeterli sebebidir.

Buridan’ ın Eşeği, genellikle hatırlanandan daha çok dallara ayrılıyor. Eşek’ e yalnızca bir balya verebildiğimi varsayın: hangi samanı önce ısıracağına karar vermesi için bir sebebe ihtiyacı olacak. Doğru, bir saman diğerinden daha yakın ya da daha dolgun olabilir; fakat birini diğe-rine tercih etmek için bu yine de yeterli bir sebep midir? Bu yalnızca seçenekler arasındaki farkı bulma konusu değildir -orijinal yığınlar farklı yerlerde; biri sağda, biri solda- fakat farkı bulmak bizim ne istediğimize bağlıdır. Mantıklı olmak adına, yaptığımız her şey için yeterli ve konuyla ilgili sebeplerimizin olması gerektiği doğru mu?

Cevap, sebepsiz davranabildiğimiz ve bazen sebepsiz hareket etmemiz gerektiğidir. Mantıklı olmak için, bazı durumlarda mantıksız davranmalıyız ya da daha doğrusu, mantık olmadan, yani davranışların her özelliği için bir nedene ihtiyaç duymadan hareket etmeliyiz. Eşek’in, yemek için açlıktan kaçınmak gibi yeterli bir sebebi var ve bu da hem sağdaki hem de soldaki balyayı yemek için mükemmel ve yeterli bir sebep. Hatası, balyalardan birini seçmek için bir sebebe ihtiyacı olduğunu düşünmesi.
Sebepleri, bizi harekete geçiren güçler olarak düşünürsek, bu cevap hala yetersiz kalabilir. Solu sağa tercih etmek için (ya da tam tersi için) bir nedenimiz olmadan, bacaklarımıza bir şekilde adım attırmayı öbürüne tercih edecek güçten yoksunuzdur. Buna rağmen, bu sebeplerle hedefleri karıştırmaktır. Vücudumuzun hareket etmesine sebep olan olaylar ve bunların verdiğimiz sebeplerle nasıl alakalı olduğu hakkında elbette şaşkın düşebiliriz. Belki de yaptığımız her şeyin bir sebebi olduğuna ve bu sebeplerin de sebepleri olduğuna inanmaya yönlendiriliyoruz. Üzerimizde aynı etkiyi bırakan ve aynı nörolojik değişimlere sebep olan, ikisine de eşit eğilim göstereceğimiz ve Eşek’in geçirdiği felce bizi de yönlendirecek kadar benzer olan iki balyanın varlığı mümkündür. Spinoza’nın esprisi gibi, bu konumda aptalı oynamalıyız: insan olarak, seçimler eşit önem teşkil etse bile hala seçim yapabiliriz. Ya da yapabilir miyiz?

Deneyin bunu. Seçenekler arasında seçim yapamaz durumdaysanız, artık yapacak bir şeyiniz var

http://yarinneolacak.net/wp-content/uploads/2010/12/4720_90202909070_726069070_1988955_4545126_n.jpghttp://yarinneolacak.net/wp-content/uploads/2010/12/4720_90202909070_726069070_1988955_4545126_n-150x150.jpgS Barış YazıcıHayata dairburidan,Buridan'nın eşeği
Geçmiş yüzyıllarda, vadi ve tepelerde dolaşırken bir eşeğe rastladım; öyle ince, öyle cılızdı ki sağlığı için endişelendim. 'Ah, Eşek!' dedim, 'Çok zayıfsın , çok üzgün, solgunsun; neden yemek yemiyorsun? Kör müsün? Şurada, işte şurada, tam şurada, solunda bir balya saman var -altın sarısı- ve birkaç adımla, tüm bir balya kolayca...